|
Vaktiyle
Göktürkler'in temel unsurunu teşkil etmiş olan Oğuzlar'ın (Oğuzlar, Müslüman
olunca Türkmen adını aldılar) Kınık oymağından Dokak oğlu Selçuk ve torunları
tarafından, Horasan'da kurulmuş olan devlet, Sultan Tuğrul Bey, Alparslan ve
Melikşah devirlerinde, kısa zamanda bir imparatorluk haline gelmiştir. Sultan
Tuğrul Bey, 1040'da Rey şehrini merkez yapmıştır. 1157'de Sultan Sencer'in
ölümünden sonra, 1193'e kadar İran'da Irak Selçukluları hakim olmuş, Sultan
III. Tuğrul'un ölümüne kadar devam etmiştir.
1. Mimarî
a) Camiler
Karahanlı ve Gazneli camileri tanınmadan önce, Türk cami mimarisi, İran'da
Büyük Selçuklularla başlatılıyor ve bu yüzden mimari gelişmede birçok
problemler aydınlatılamadığı gibi, sürekli değişen hipotezler ortaya
atılıyordu. Bugün mihrap önü kubbesi ile bir mekân birliği gösteren camilerin,
Karahanlı ve Gazneli mimarisinde ele alındığı son yıllardaki araştırma ve
kazılarla anlaşılmıştır.
Selçuklular, İran'da Türk mimarisinde daha önce başlayan gelişmeleri toplayıp
değerlendirerek, büyük ölçüde anıtsal bir cami mimarisi yaratmışlar, ondan
sonra, bütün İran ve Orta Asya'da dört eyvanlı, avlulu ve mihrap önü kubbesi
ile, onların cami tipleri hakim olmuştur.
İlk Selçuklu camii, en önemli kısımları Melikşah zamanında (1072-1092) yapılmış
olan Isfahan Mescid-i Cuması'dır. Kitabelere göre, büyük mihrap kubbesi ile
bunun tam karşısında avlu dışında kuzeydeki küçük kubbeli mekân, Melikşah
zamanında, dört eyvanlı avlu ve revaklar da bütün ana hatlarıyla yine Selçuklular
devrinde meydana gelmiştir. Bundan sonra cami, otuza yakın kitabe ile
belirtilen uzun bir devrede çeşitli ilâve ve değişikliklerle genişletilmiş,XIX.
ve XX. yy.'larda da tamirler geçirmiştir.
Bir defada, avlulu, mihrap önü kubbeli olarak gerçekleştirilen cami;
"Zavvare Ulu Camii" (1135)' dir. Bu camiden sonra, bütün İran - Orta
Asya'da bu plân şeması uygulanmaya başlanmış ve Selçuklular'dan sonra da devam
etmiştir. Ancak bu şema, mihrabın her yandan görülmesini engellediğinden,
çeşitli yerlere mihrap yapmak gerekmiştir. Eyvanların çok yüksek görünmemesi
için revaklar iki katlı yapılmıştır. Ardistan'daki Mescid-î Cuma da (1160) bu
grup tandır ve İran'daki Selçuklu camilerinin en göze çarpan eserlerindendir
İran'da, daha önce yapılan Selçuklu camileri, tuğladan, hafif sivri, tromplu
kubbeleri ile küçük ölçüde, İsfahan'da Melikşah kubbesinin devam eden
varyasyonları olarak görünürler. Bunlardan ilki olan Gülpayegân Camii
(1108-1118), kare bir mekân üzerine, mukarnaslı tromplarla çok hafif sivrilen
bir kubbeden ibarettir. Cami, XIX. yy.'da Kaçarlar zamanında dört eyvanlı hale
getirilmiştir.
Selçuklu kubbelerinin daha İsfahan'da tamamen gelişmiş olan zengin iç
yapılarına karşılık, dış görünüşleri her türlü süslemeden uzak, sık tuğla
örgüsünden, kübik masif yüzeyler halindedir. Kübik blok üzerinde, sekizgen bir
geçiş bölgesinden sonra hafifçe sivrilen kubbe silueti, sağlam bir ifade
kuvveti ile Selçuklu kubbesini sembolize eder. Gaznelilerde daha önce ele
alınan kubbe-eyvan birleşmesi, en başarılı şekli ile Selçuklularda
geliştirilmiştir. Selçuklulardan önce, İslâmiyet devrinde ne doğu ne de batı
İran'da kubbe ile eyvanın birleştiği bir tek örnek görülmemiş ve Selçuklular
bunu yeniden bulmuşlardır.
Büyük Selçuklu camilerindeki minareler, genel olarak Karahanlı minarelerinin
özelliklerini sürdürmektedir. Zaman zaman Gazneli formlarına yakın örnekler de
görülür. Büyük Selçuklular İran'da, ince uzun silindirik gövdeli minareleri
yeğlemişlerdir. Bunların en eski örneklerinden biri, Damgan Mescid-i Cuması'nın
1058 tarihli minaresi olup, düz silindirik gövde tuğlaların, değişik biçimde
dizilmesiyle baklava ve geometrik motifler ve kûfî kabartmalı yazıt kuşağıyla
süslenmiştir (Selçukluların ilk çini bezemeli minarelerindendir). Daha sonra
yapılanlar, bu biçimi geliştirip zenginleştirmiştir.
b)Mezar anıtları, türbeler ve kümbetler
Büyük Selçuklular zamanında, camilerde olduğu gibi türbelerde de gelişme,
Karahanlılara ve Gaznelilere bağlanmaktadır. İsfahan'ın güneyinde Albakûh'da,
Kümbed-i Ali ve Damgan'da Cihil Duhteran (40 kız), 1056'da, Tuğrul Bey
zamanında yapılmış iki kümbettir. Mukarnas kornişle nihayetlenen, dümdüz alçak
sekizgen gövde üzerinde, bir kubbe ile örtülü olan Kümbed-i Ali, İran'daki
tuğla kümbetlerin aksine, taştan bir yapıdır. Kubbenin üstünde, herhalde,
sekizgen piramit bir külâh bulunuyordu.
Tuğladan silindirik gövde üzerine, konik külâhlı bir kümbet olan Cihil
Duhteran, gövdenin üst kenarında, geniş kûfî kitabe kuşağı, bunun üstünde ve
altında tuğladan, geometrik frizleriyle dikkati çeker.
Demavend'de bulunan bir kümbet (XI.yy.), düşey çizgilerinin belirginliği, içten
kubbe, dıştan pramit çatılı oluşuyla diğerlerinden ayrılır. Dehistan'da, meşhed
denilen mezarlıktaki küm betler (XII. yy. başları), yalın tuğla mimarilerine
karşılık, değişik plânları ile dikkati çekerler. Silindirik ya da yukarıya
doğru daralan sekizgen gövdeler yarım silindir ya da dik köşeli kulelerle
bölünmüşlerdir. Cephelerde sivri kemerli, yüzeysel nişler vardır; önlerinde
alçak bir eyvan biçiminde giriş mekânı bulunur.
Merv'deki ünlü Sultan Sencer Türbesi (1157), Selçuklu türbe mimarlığının
şaheseridir. Kare plânı ile Karahanlı türbelerine dönüşü simgeler. Sekiz köşeli
piramit çatıyla örtülü yapı, geometrik düzenli, ince tuğla örgüler arasına
yerleştirilmiş firûze çinilerle bezenmiştir.
Selçuklu türbe mimarlığının gelişimini yansıtan bir başka yapı, Tus'da İmam
Gazali'ye bağlanan türbedir(1111). Türbe, dışa taşkın giriş eyvanı, kare plânı,
kubbeli ana mekânı ve arkaya doğru uzanan tonoz örtülü üç bölümden oluşan
plânıyla dikkati çeker.
c) İran'da Selçuklu medreseleri
Şiîliğe karşı Sünnîliği geliştirmek ve devlet memurlarını yetiştirmek üzere,
ilk devlet medreseleri, XI. yy. başlarında, Gazne'de kurulmuştur. Büyük
Selçuklular zamanında bu öğretim müesseseleri, geniş bir devlet teşkilâtı
haline getirilmiş, devlet memurları bu yatılı okullarda yetiştirilmiştir.
Bunlardan birincisi, Nişabur'da kurularak ilk defa medrese adını almıştır.
Büyük Selçuklular'dan Hargird ve Rey'de, Melikşah zamanında yapılmış iki
medrese kalmış, maalesef diğer bütün medreseler kaybolmuştur. Horasan'da
Hargird Medresesi tam bir harabe olup,tonozu yıkılmış kıble eyvanından başka
bir şey görünmez. Ayakta kalan kıble eyvanı 7.04 m. genişlikte olup, yan
duvarları üçer sivri kemerlerle dışarıya açılmaktadır. İyi cins sarı tuğladan,
yüksek kabartma çiçekli kûfî kitabesi, bitin İran'da en şahane yazı olup, şimdi
Tahran Müzesi'nde bulunmaktadır. Harfleri, zeminden 8-10 cm. yükselen, 90 cm. genişliğindeki
kitabenin üst yarısı rumî ve palmetlerden süsleme halindedir.
Godard'ın, 1937'de, Rey'de meydana çıkardığı ikinci dört eyvanlı medresenin
zengin şituk süslemeli mihrabı, kıbleye tam uygun değildir. Birbirine eşit
kuzey-güney eyvanları da, doğu ve batı eyvanlarından daha küçük olarak, genel
kaideye aykırıdır. Creswell, bunun bir eve benzediğini ve öğrenci hücrelerinin
de bulunmadığını ileri sürerse de, mihrabı çevreleyen kûfî kitabeler, ev
fikrine uygun değildir.
d) Kervansaraylar
Karahanlı ve Gazneliler'in geliştirdikleri kervansaray mimarisini, Büyük
Selçuklular kuvvetle ele alarak, anıtsal eserler meydana getirdiler. Damgan -
Sümnan yolu üzerinde, Ehvan' da, Ribat Anuşirvan olarak tanınan kervansaray,
kare plânda, kale gibi sağlam duvarlı, köşelerde ve yanlarda silindirik
kulelerle takviyelidir. Dört eyvanlı ve payeler üzerine revaklı avlu etrafında
uzun dikdörtgen biçiminde, yan yana simetrik odalar, köşelerden üçünde, dört
eyvanla çevrili küçük kubbeler halinde daireler vardır. Bu daireler,
Samerra'dan ve Abbasiler'den gelmedir.
Tuğrul Bey zamanına rastlayan Ribat Zafaranî , teknik bakımdan bazı
gelişmelerle değişik bir plân gösterir. Kare biçiminde, köşeleri kuleli,
ortasında dört eyvanlı avlu ile simetrik olarak tek tek sıralanmış odaları olan
bir yapıdır ve girişin sağında cami vardır.
e) Saraylar
Selçukluların merkezi Merv, Sultan Sencer'in ölümüne kadar parlak bir imar
faaliyeti görmüş, daha sonra Harizm'de, Ürgenç onun yerini almıştır. Merv'de
kalan eserlerden Sultan Kale oldukça iyi durundadır. Dört kilometre kare bir
alanı çeviren surlar 15 m.
yükseklikte ve her 15 m.'de
4 m.
çapında yarım silindirik bir kule ile takviyeli olup, ayrıca bir hendek ile
korunmuştur. İçerisi duvarlarla bir ark ve şehristan olarak düzenlenmiştir.
Saray ve kışlalar ark denilen bölümdedir. Eski meskûn şehrin ortasında bir
havuz, büyük bir cuma camii ve Sultan Sencer'in türbesi yer alıyordu.
Selçuklular'ın XI. yy.'da Merv'deki sarayları 45 x 39 m. ölçüsünde 50 odalı, çok
gösterişli bir yapı idi. Doğuda bulunan esas girişten dört eyvanlı ve 16 x 16 m.lik avluya geçiliyordu.
Bunun yanında cephesi yarım sütunlarla dekorlu bir yapı içindeki dikdörtgen
salon, belki sulta nın kütüphanesi olabilir.
Yrd. Doç. Dr. Enver Yolcu
Görüntüleme sayısı: 146
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |