|
ERKEN
OSMANLI SANATI
(Başlangıcından Fatih Dönemi Sonuna Kadar)
Yıldız Demiriz
Osmanlı mimarisinin erken döneminden günümüze gelen yapıların çoğu dini
mimariye bağlıdır. Dönem üsluplarını ve plan gelişmesini kesintisiz
inceleyebileceğimiz başlıca yapı grubu ise camilerdir. Camileri plan ve
işlevlerine göre gruplara ayırmak da tanıtımı kolaylaştırıcı olacaktır.
Tek kubbeli camilerin ilk örneklerini Anadolu Selçuklularının mescitlerinde
bulunuyoruz. Osmanlılar bu tipi geliştirmiş ve anıtsal sayılabilecek örneklerini
vermişlerdir. Tarihi belli en eski Osmanlı camii, tek kubbeli bir yapı olan ve
1333 yılına tarihlenen ıznik’teki Hacı Özbek Camii’dir. Tek kubbeli kare bir
mekan ve bunun önünde yer alan kubbeli son cemaat yeri ile “Tek kubbeli cami”
tipinin karakteristik bir örneği olan yapı, dönemin özelliklerinin bir çoğunu
bünyesinde taşır. Taş ve tuğla dizilerinden oluşan duvar, kiremit örtülü kubbe
bu özelliklerdendir. Ancak geçirdiği çeşitli tamirler, bu yapının orijinal
planını ve görünüşünü olumsuz yönde etkilemiştir.
ıznik’teki Yeşil Camii ise tek kubbeli camilerin değişik bir yorumu olarak
karışmıza çıkmaktadır. Mekan, kubbeli kare bölümün giriş yönüne eklenen bir
kısımla ana eksen üzerinde uzatılmıştır. Bu durum, enine gelişen ideal cami
mekanı düşüncesine aykırı bir uygulamadır. Zaten sonraki örnekler üstünde de
bir etkisi görülmez. Camiyi I. Murad’ın vezirlerinden Çandarlı Halil Hayrettin
Paşa yaptırmıştır. Yapımına 1378’de başlanmış, ancak cami Paşa’nın ölümünden
sonra 1391’de tamamlanmıştır. Yapının mimarı Hacı Musa’dır. Yeşil Cami, erken
Osmanlı döneminde mimarı bilinen az sayıdaki yapılardan biridir. Cami adını
yeşil renkli çinilerle kaplı minaresinden almaktadır. Ancak çiniler geç
dönemlerdeki tamirlerle yenilenmiştir. Yapının orijinal süslemesini içinde ve
dışında yer alan mermer işçiliği oluşturur. Birbirinin tam eşi olmayan sütun
başlıkları ve son cemaat yerindeki korkuluk levhalarının yanında, Osmanlı
döneminden bilinen en eski mermer mihrap da bu süsleme arasında yer almaktadır.
Osmanlı mimarisinde tek kubbeli caminin sayısız denilebilecek kadar örneği
vardır. Daha geç dönemlerdeki örneklerin bazıları ise anıtsal ölçülerdedir.
Erken Osmanlı döneminin önemli bir yapı grubu da “Zaviyeli Camiler”dir.
Araştırıcılarca bunlara “Ters T”, “Kanatlı”, “Çok ışlevli” gibi değişik adlar
da verilmektedir. Bu gruptaki yapıların planı, ana eksen üzerinde yer alan
kapalı bir avlu durumundaki merkezi mekan ve çevresindeki üç eyvandan oluşur.
Osmanlı mimarisinde bütün mekanları kubbe ile örtmek eğilimi kuvvetlidir.
Zaviyeli yapılarda da eyvan düşüncesinden gelişen bölümlerin çoğu kubbe ile
kaplıdır. Bu plan, Türk mimarisinin çok daha önceleri geliştirdiği “dört
eyvanlı yapı” tipinin değişmesiyle ortaya çıkmıştır.
Bu tipin erken örneklerinden biri ıznik’teki Nilüfer Hatun ımareti’dir. I.
Murad Hüdavendigar tarafından annesi Nilüfer Hatun için yaptırılmıştır. Kesin
tarihi bilinmez. Ancak I. Murad tarafından yaptırıldığı bilindiğinden, 14.
yüzyıl üçüncü çeyreğine ait olduğu kabul edilebilir. Tuğla ve taş dizilerinden
oluşan duvar tekniği bu dönem için karakteristiktir. Sütun başlıkları ise
mukarnaslı klasik dönem başlıklarının öncülerinden sayılabilir.
Bursa’daki Hüdavendigar Camii de aynı tipin bir örneğidir. Ancak, üst katının
medrese olması ile bütün Osmanlı yapılarından ayrılır. Başka hiçbir Osmanlı
yapısında medrese ve cami bu biçimde birleştirilmemiştir. Kıble eyvanının
tonozlu oluşu da yine tipik örneklere göre farklı bir özelliktir. Bu durum,
zaviyeli camilerin dört eyvanlı plandan geliştiğini açıkça gösterir. ıki katlı
cephe, 14. yüzyılda Akdeniz bölgesinin çeşitli yörelerinde uygulanan bir cephe
düzenini yansıtmakta, bu düzen içinde ikiz pencereler hemen dikkati
çekmektedir. Bu yapıda da tuğla ve taş dizileri birlikte kullanılmış, bu
malzeme yardımı ile yer yer geometrik süsleme elde edilmiştir.
Yine Bursa’da, bu kez Yıldırım Bayezid’in yaptırdığı bir yapı olan Yıldırım
Camii de zaviyeli tiptedir. Cami, medrese ve darüşıifa ile birlikte bir külliye
oluşturmaktadır. 1400 yılına ait olan yapıda Bursa’daki daha eski yapılardan
farklı bir biçimde cephe tümüyle taştan yapılmıştır. Taş malzeme Bursa’ya
çevreden getiriliyordu. Bu nedenle maliyeti yüksek olan bu malzeme, ancak
Yıldırım Bayezid döneminde devletin güç kazanmasına paralel olarak önemli
yapılarda kullanılmaya başlanmıştır. Yapının dış süslemesinde taş, özellikle de
mermer egemendir. “Mukarnas” adını verdiğimiz eleman dekoratif amaçla çok sık
kullanılmıştır. ıç süslemede ise yan odalarda bulunan alçı işleri dikkati
çekmektedir. Bu süsleme ile caminin yan mekanlarında, adeta dönemin Türk evinin
bir odası canlandırılmak istenmiştir.
Bursa’da Çelebi Sultan Mehmed’in yaptırdığı Yeşil Cami de aynı tipin önemli
örneklerinden biridir. Medrese ve Yeşil Türbe ile bir külliye halinde olan
yapının kitabesinde mimarın adı belirtilmiştir. 1424’te tamamlanan külliyenin
mimarı Hacı ıvaz’dır. Yapının ana ekseni üstünde kubbe ile örtülü iki bölüm,
yanlarda eyvanlar, ayrıca her yanda ikişer oda bulunmaktadır. Odalar orta
mekandan ayrılmış bölümler halindedir. Yapının cephesinde bir son cemaat
yerinin düşünüldüğünü gösteren izler bulunmaktadır. Ancak bu bölüm hiçbir zaman
yapılmamıştır. Giriş cephesi taş süslemesi ile dikkati çekmekte, alınlıklarda,
pencere ve portal çevresinde çok kaliteli mermer kabartmalar yer almaktadır. Ayrıca
iki yandaki küçük mihraplar da aynı süsleme özelliğini göstermektedir. Bütün bu
süslemelere rumi motifleri egemendir. Portal yapıdaki taş süslemenin
yoğunlaştığı bölümdür. Bu kapının oldukça yüzeysel mermer kabartmalarla
kontrast oluşturan zengin mukarnaslı kavsarası, dönemin en görkemli
portallerinden biridir. Kapının yukarsında yapı kitabesi bulunmaktadır. Bu
kuşağın altında iki yanda, mimarın adını belirten kitabe vardır. Köşeliklerde
ise iri palmetler ve rumilerden oluşan zengin süsleme yer almaktadır. Caminin
içinde bir mekan birliğinden söz edilemez. Mihrap Osmanlı çini sanatının seçkin
ürünlerindendir. Renkli sır tekniğindeki çiniler yapının başlıca iç süslemesini
oluştururlar. Girişin üstünde ise bir loca görünümündeki hünkar mahfili yer almaktadır.
Bu bölüm de renkli sır tekniğinde, kısmen kabartma çinilerle kaplıdır.
Geometrik, yıldızlı desenin ayrıntılarında küçük çiçekli ve rumili motifler
kullanılmıştır. Yapıdaki süslemenin tamamından sorumlu olan Nakkaş Ali bin
ılyas Ali’nin adı ise hünkar mahfilinin üst kısmındaki kitabede yer almaktadır.
Yıldırım Camii’nin yan odalarındakine benzer alçı süslemeler, bu yapının yan
odalarını da süslemektedir. Yeşil Cami ve külliyesi erken Osmanlı döneminin
süsleme açısından en zengin yapısıdır ve hemen her çeşit mimari süslemenin
kaliteli örneklerine sahiptir.
Yeşil Külliye’nin en tanınmış yapısı ise kuşkusuz Yeşil Türbe’dir. Sekizgen
planlı ve kubbeli tipik bir Osmanlı türbesi biçimindeki yapı, Çelebi Sultan
Mehmed için yapılmıştır. Adını cephelerini süsleyen yeşil çinilerden
almaktadır. Portal süslemesi de renkli sır tekniğindeki çinilerdendir. Bu
çinilerin arasında kabartma olan örnekler bu türün nadir ürünleri arasındadır.
Çiniler türbenin iç süslemesine de egemendir. Osmanlı çini mihrapları içinde en
görkemlilerinden biri bu yapıdadır. Mihrabın geometrik motiflerle birlikte
vazodaki çiçeklerden oluşan bitkisel süslemesi, tipik bir Osmanlı kompozisyonu
oluşturmaktadır. Çelebi Sultan Mehmed’in çini lahdi de renkli sır tekniğinin
başarılı örneklerinden sayılmaktadır. Yeşil Türbe’nin kapısı kitabeli olması
nedeniyle Yeşil Külliye’nin ahşap işçiliği ile ilgili bir belge niteliği
taşımaktadır. Bu kapıda Tebrizli Ali ustanın adı belirtilmiştir. Yeşil
Camii’nin çok kaliteli ahşap işçiliğinin de bu ustanın yapıtı olduğu kesindir.
Bursa’daki önemli bir başka yapı topluluğu da Muradiye Külliyesi’dir. Merkezini
II. Murad’ın yaptırdığı Muradiye Camii’nin oluşturduğu külliyede bir medrese
ile bir darüşıifadan başka, başta IŞ. Murad’ın türbesi olmak üzere çok sayıda
türbe de bulunur. Cami ve külliye 1447 tarihlidir. Türbeler arasında ise
yalnızca II. Murad’ınki bu tarihe aittir. Öteki türbeler değişik dönemlerin
yapılarıdır. Muradiye Camii de zaviyeli camiler grubuna girer. Caminin planı bu
tipin en yalın biçimini yansıtmaktadır. Yapı, ana eksen üzerindeki kubbeli iki
bölümle yanlardaki eyvanlardan oluşmaktadır. Buna karışlık, gerek dış gerekse
iç süsleme bakımından zengindir. Dış cepheye renkli görünüşünü kazandıran taş
ve tuğla işçiliğine, yer yer renkli sırlı tuğla ve çiniler de katılmıştır. Dış
süslemeye genellikle geometrik motifler egemendir. Giriş cephesinin zengin
süslemesine karışlık, öteki cephelerde yalın bir tuğla-taş duvar işçiliği
gözlenir. Bu özellik dönemin pek çok yapısında bulunmaktadır. Başlıca iç süsleme
ise, duvarların alt bölümlerini kaplayan tek renkli çiniler ve çevrelerindeki
çini bordürlerdir. Buna karışlık mihrap süslemesinde çini bulunmamaktadır.
Sultan II. Murad’ın türbesi caminin yakınındadır. Kare planlı türbenin orta
kısmının üstü açık bırakılmıştır. Bu ve mimarideki başka bazı özellikler, II.
Murad’ın yazılı vasiyetine dayanmaktadır. Türbenin başlıca süslemesi giriş
cephesinin saçaklarındaki renkli nakışlardır. Bu süslemenin türbeye göre daha
geç bir tarihe ait olduğu da söylenebilir.
Sultan II. Murad Edirne’de de aynı tipte bir cami yaptırmıştır. Yalın bir
mimariye sahip olan bu yapıda dış süsleme hemen hiç yoktur. Kesin tarihi
bilinmeyen yapı dıştaki yalınlığa karışlık, içerde oldukça yoğun bir süsleme
barındırır. Çini mihrabın bu süslemeler arasında özel bir yeri vardır. Renkli
sır tekniğinin karakteristik renkleri sarı ve açık yeşilin mavi-beyazlarla
kaynaştığı bu düzenleme, güzelliğinin yanında konunun araştırıcıları için de
ilginç bir örnektir. Geometrik süslemenin kıvrık dallar üzerindeki zengin
rumilerle birleştiği kompozisyon, yapının renkli duvar nakışlarında da
yinelenmiştir. Kıble yönündeki kare bölümün duvarlarının alt kısımlarında
mavi-beyaz altıgen çiniler bulunmaktadır. Bu mekanın duvar ve kemerlerinde,
mihraptaki süslemeye çok benzeyen renkli duvar nakışları ortaya çıkarılmıştır.
Ancak altıgen çinilerin kısmen bu düzenlemenin üzerinde bulunması, çinilerin
daha sonra monte edildiğini göstermektedir.
Osmanlı mimarisinde karışmıza çıkan bir başka cami tipi çok kubbeli “Ulu cami”dir.
Bu plan tipi Selçuklu döneminden tanıdığımız ahşap direkli camilerden gelişmiş
bir mimari formdur. Osmanlılarda bütün mekanları kubbe ile örtmek eğilimi
kuvvetli olduğundan, bu tipteki yapıların her bir bölümü de kubbe ile
kaplanmıştır. Ancak kimi örneklerde bölümlerden bazısının tonozlu olduğu
görülür.
Bursa Ulu Camii de 20 kubbesi ile bu tipin anıtsal bir örneğidir. Yıldırım
Bayezid tarafından yaptırılmış ve 1400’de tamamlanmıştır. Ana eksen üstündeki
dört kubbe
ötekilerden daha yüksek tutularak eksen iyice belirtilmiştir. Ana eksendeki
kubbelerden birinin üzeri aydınlık feneri ile örtülmüş, bunun tam altına da
şadırvan konularak, adeta avlu düşüncesi yaşatılmaya çalışılmıştır. Bu tip
yapılarda bir mekan birliğinden kolayına söz edilemez. Nitekim Bursa Ulu
Camii’nde de iri payeler genel görüşü engelleyerek, mekanı bölmektedir.
Kitabeli ahşap minber ise caminin tarihlendirilmesi konusunda bir dayanaktır.
Edirne’deki Eski Cami de, Ulu cami tipinin önemli örneklerinden biridir. Bu
yapıda kubbe sayısı dokuzdur. Yapımı Emir Süleyman Çelebi tarafından
başlatılmış, Çelebi Sultan Mehmed tarafından tamamlatılmıştır. Orta eksendeki
kubbeler bu camide de belirtilmiştir. Bu özellik, kubbeye geçiş elemanlarının
her birimde farklı olması ile sağlanmıştır. Eski Cami süsleme açısından oldukça
yalın bir yapıdır. Bunda süsleme elemanlarının deprem ve yangınlarda yok
olmasının da payı vardır. Bugünkü minber ise, yangın geçirmiş olan çok kaliteli
orijinal minberin kalan kısımlarından oluşturulmuştur.
Osmanlı mimarisinde klasik dönemi hazırlayan yapılar içinde Edirne’deki Üç
şerefeli Camii’nin önemli bir yeri vardır. Dikdörtgen bir planın ortasında altı
dayanağa oturan büyük bir kubbe yer almış, mekan ayrıca iki yanda daha küçük
kubbelerle örtülü ikişer bölümle genişletilmiştir. Bu yolla enine gelişen ideal
cami planına yaklaşılmıştır. Tek kubbenin altında toplanan mekan, caminin büyük
bir kısmını kapsamaktadır. Öteki bölümler ise kaybedilmiş mekanlar sayılabilir.
Bu plan tipi ilerki yıllarda da birçok kez kullanılmıştır. IŞ. Murad tarafından
1443-1447 yılları arasında yaptırılmış olan cami, adını üç şerefesine de ayrı
merdivenlerle çıkılan minaresinden almaktadır. Minarelerin avlunun dört
köşesine yerleştirilmesi de ilk kez bu yapıda uygulanmıştır. Caminin portalinde
ise öteki yerlere oranla daha yoğun bir taş süsleme bulunmaktadır. ıki kemer
içinde mukarnas kavsaranın yer aldığı kapıda en ilginç süsleme yapı
kitabesidir. Girift bir istif içindeki bu kitabe süsleme sanatı açısından özel
bir anlam taşımaktadır.
İstanbul’un fethi ile Osmanlı sanatına yeni bir canlılık gelmiştir. Rumeli
Hisarı adeta fethi simgeleyen bir yapıdır. Fatih Sultan Mehmet tarafından
İstanbul’un fethine son hazırlık olarak yaptırılan yapı, Anadolu Hisarı ile
birlikte boğazı koruyan en önemli askeri tesis olmuştur.
İstanbul’da fetihden sonra Osmanlıların yaptırdığı ilk önemli dini yapı grubu,
Fatih Külliyesi’dir. Külliyenin merkezini oluşturan cami 1470/71 yılında
tamamlanmıştır. 1765’de depremde çok büyük hasar gören yapı, 1767-1771 yılları
arasında Sultan IŞI. Mustafa tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Bugünkü
cami, gerek plan gerekse üslup açısından 18. yüzyıl özelliklerine sahiptir. ılk
caminin, merkezi büyük bir kubbeyi destekleyen bir yarım kubbesi olduğu, yazılı
ve resimli kaynaklardan anlaşılmaktadır. Yapı bugün ise dört yarım kubbelidir.
Yine de ilk Fatih Camii’nden ve süslemesinden bazı bölümler günümüze gelmiştir.
Örnek vermek gerekirse, ilk akla gelenler dış avlu duvarının renkli taş kakmalı
pencere alınlıklarıdır. ıç avludaki çini pencere alınlığı da Fatih döneminden
günümüze gelmiştir. Fatih dönemi, mimarinin yanı sıra süslemede de imparatorluk
sanatına geçiş, bu nedenle de yeni teknikler ve üsluplar arama dönemidir. ıç
avludaki çiniler de teknikleri açısından arayış döneminin ürünü sayılabilir.
Fatih Sultan Mehmet’in veziri Mahmud Paşa’nın İstanbul’da yaptırdığı cami,
zaviyeli cami tipinin geç örneklerinden biridir. 1463 tarihli yapı oldukça
dağınık bir plana sahiptir. Mekan birliğinden hiçbir biçimde söz edilemez.
Süslemesi ise yok denecek kadar azdır. Buna karışlık, caminin hemen yanında
Mahmud Paşa Türbesi’nin süslemesi çok ilginçtir. Sekizgen planlı ve kubbeli
türbenin dış cephesi, taş içine kakma lacivert ve firuze renkli çinilerden
geometrik bir süslemeye sahiptir. Ancak Osmanlılar bu tekniği ilerki yıllarda
kullanmamışlardır.
İstanbul’daki 1471 tarihli Murad Paşa Camii de zaviyeli tipe girer. Yalın
planlı bu yapı, duvarlarındaki taş ve tuğla dizileri ile erken dönem Bursa
camilerini andırmaktadır. İstanbul’daki erken dönem yapılarından biri de Davud
Paşa Camii’dir. Bu da oldukça yalın bir yapıdır. Davud Paşa Camii, mimarisinin
yanı sıra erken dönemden günümüze az sayıda gelebilmiş olan renkli duvar
nakışlarına sahip olması bakımından da önemlidir.
İstanbul’un Osmanlı devletinin başkenti oluşunu simgeleyen yapılardan biri, hiç
kuşku yok ki Topkapı Sarayı’dır. İstanbul’un fetihden sonra Beyazıt’ta, bugünkü
Üniversite alanı içinde yapılan ilk Osmanlı sarayından günümüze hiçbir şey
gelmemiştir. Oysa Topkapı Sarayı, Fatih çağından Abdülmecid zamanına kadar
çeşitli eklerle genişletildiğinden, Osmanlı sanatının hemen bütün dönemlerini
içeren bir yapılar topluluğudur. Topkapı Sarayı’nda Fatih döneminden kalan
önemli bölümler arasında Çinili Köık ilk akla gelendir. Dört eyvanlı planı ile Türk
mimarisinin tipik bir yapısıdır. Gerek dış cephesinde gerekse iç süslemesinde
zengin çini örnekler vardır. Bu yapıda Selçuklu döneminden beri uygulanan
mozaik çini tekniğinin son örnekleri bulunmaktadır. Giriş eyvanının tamamı çini
ve sırlı tuğlalarla süslüdür. Yapıdaki geometrik süslemenin yanı sıra yazı da
dekoratif amaçla kullanılmıştır. Çinili Köık, Osmanlı sanatında çininin dış
süsleme olarak kullanıldığı önemli bir örnektir. Daha sonraki dönemler
incelendiğinde çinin dış süsleme olarak kullanılması olayına pek fazla rağbet
edilmediği görülür.
Görüntüleme sayısı: 168
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |