| GÜLBENKYAN Bir İhanetin Anatomisi |
|
|
| Yazar Mustafa Özdemir | ||||
|
Muhsin GANİOĞLU Eti Holding Başmüfettişi “Gülbenkyan (Kalust Sarkis), ermeni asıllı iş adamı. (İstanbul 1869 – Lizbon 1955) 1895’de Royal Dutch Shell’den Henry Deterding ile ortaklık kurdu. 1902’de İngiliz uyruğuna geçti, Musul bölgesindeki yer altı işletmelerine katkıda bulundu ve haklarını Irak konsorsiyumuna (Fransa, İngiltere, Hollanda ABD) (1920) devretti, ancak kendine mülk ve kardan % 5’lik bir pay ayırdı. Ayrıca İngiliz –İran (Anglo-Pers/bu günkü BP) şirketinde hissesi vardı... Lizbon’da, Kalust Sarkis Gülbenkyan tarafından kurulan vakıf, Portekiz içine dağılmış 150 kütüphaneyi, ayrıca dış ülkelerde bir çok enstitüyü yönetir, öğrencilere burslar ve sanatçılara ödüller verir, sergiler ve festivaller düzenler...” Büyük Larousse’un Gülbenkyan maddesi bu masum bilgileri vermektedir bize. 1920’li yılların başında, petrol mücadelesi tek bir bölgede Mezopotamya’da yoğunlaştırılmış olarak devam ediyordu. Savaştan önceki 10 yıl içinde de Mezopotamya, petrol konusundaki entrikalarda, diplomatik ve ticari rekabetlerde daima odak noktası olmuş, mücadelenin konusunu teşkil etmiştir. Bölgenin yüksek oranda petrol potansiyeli içerdiği hakkında verilen raporlarla bu rekabet daha da şiddetleniyordu. Süregelen bu çekişmeler artık mahvolmuş durumdaki, borca gömülü, müzmin borçlu Türk İmparatorluğu’nca da, kendine yeni gelir kaynakları oluşturmak amacıyla teşvik görüyordu. Savaş öncesi yıllarda sahnede rol alan oyunculardan biri de Ortadoğu’ya Alman nüfuz ve hırsını sokmak isteyen Deutsche Bank önderliğinde kurulmuş bir Alman grubuydu. Karşıt taraf ise rakip bir grup, William Knox D’arcy’nin başkanlık ettiği, sonradan Anglo – Pers Şirketi’ne (BP) katılmış olan grup vardı. Şirketin amacı İngiltere hükümeti tarafından Almanya’ya karşı bir ağırlık oluşturmaktı. Çok geçmeden, 1912 yılında İngiltere hükümeti hiç beklenmedik bir anda sahneye yeni bir oyuncu sürecekti. Yeni oyuncu Türkiye Petrol Şirketi'dir. Daha sonra Deutche Bank’ın petrol üzerindeki imtiyazlarını bu şirkete devrettiği anlaşılacaktı. Yeni kurulan bu şirkette Deutsche Bank ve Royal Dutch Shell dörtte birer hisseye sahipti. Şirketin toplam varlığının yarısı olan en büyük hisse ise adı Türk Milli Bankası olan (Türkish National Bank) aslında salt İngiltere’nin ekonomik ve politik çıkarlarına yönelik olarak, İngiliz banker Cassel tarafından kurulmuş bankaya aitti. Ancak oyuncuların hepsi bundan ibaret değildi. Bir oyuncu daha vardı ki bu bazılarınca ‘petrol diplomasisinin Talleyrand’ı’ olarak anılıp hayranlık duyulan, bazılarının ise küçük görüp değersiz bulduğu Kaluste Gülbenkyan adındaki ermeni milyonerdir. Türkiye Petrol Şirketi’nin kuruluşunu ayarlayan kişi Gülbenkyan’dır. Biraz daha derin araştırıldığında, Gülbenkyan’ın Türk Milli Bankası’nda yüzde 30 hissesi olduğu ve bunu sakladığı ortaya çıktı. Türk Milli Bankası’ndaki yüzde 30’luk hisse Türkiye Petrol Şirketi’nde yüzde 15 hisse anlamına geliyordu. “Kaluste Gülbenkyan, petrolle uğraşan bir ailenin ikinci kuşağıydı. Varlıklı bir ermeni petrolcü ve banker olan babası servetini Osmanlı İmparatorluğu’na Rus gazyağı ithal etme yoluyla edinmişti. Bu çabalarından dolayı Sultan tarafından ödüllendirilerek Karadeniz kıyılarındaki bir kente vali olarak atanmıştı. Londra’daki King’s College’ı bitiren Kaluste, maden mühendisliği eğitimi görmüştü ve tezini de “yeni petrol endüstrisi teknolojisi” olarak seçti. Bakü petrolü üzerine inceleme yaptı. 1889 yılında Rusya petrolü üzerinde, oldukça beğenilen bir seri makale yazmıştı. 1891’de bu makaleler kitap olarak yayınlandı. Bu kendisini ünlendirdi. Bundan hemen sonra Türk Sultanı emrindeki iki görevli gelip Gülbenkyan’dan Mezopotamya’daki petrol ihtimalini araştırmasını istediler. Gülbenkyan bölgeye hiç gitmeden, başka yazarlarca kaleme alınan kaynaklardan yararlanarak ve Alman demiryolcularla görüşerek bir rapor hazırladı. Daha sonra da bölgeye hiç gitmedi. Gülbenkyan raporunda bölgede çok büyük petrol potansiyeli olduğunu ifade etmiştir. Türk görevliler bu ifadelerin doğruluğuna inanmıştı. Kendisi de buna gönülden inanıyordu. 1896 yılında, Gülbenkyan, Mısır’a kaçtı. Mısır’da çok nüfuzlu iki ermeni ile tanıştı ve onlar tarafından beğenilip benimsendi. Bu iki ermeni, Bakü’lü bir petrol milyoneri ile, Mısır’ı idaresinde yardımcılık görevini yapan Nubar Paşa’ydı. Bu iki şahısla olan tanışıklığı Gülbenkyan’a hem petrol kapısını hem de uluslararası finans kapılarını açmıştır. Yine bu tanışıklık sayesinde Londra’da Bakü petrolleri satış temsilciliğini kazanmıştı. Artık Londra’daydı ve bundan yararlanarak Samuel biraderlerle ve Henri Deterding’le tanıştı ve kendini onlara kabul ettirip bir ittifak kurdu. Gülbenkyan’ın oğlu Nubar, bu tanışıklık ve ittifak konusunda sonraki yıllarda şunları yazmıştır: ‘Babam ile Deterding yirmi yılı aşkın bir süre gayet iyi anlaşan çok yakın iki dost oldular. Acaba yirmi yıl boyunca Deterding mi babamı kullanmıştı, yoksa babam mı Deterding’i? Bunu hiç kimse kesin olarak bilemez..... Ancak cevap ne olursa olsun aralarındaki ilişkinin her ikisi için hem kişisel açıdan, hem de genel olarak Royal Dutch Shell Grubu açısından, son derece verimli olduğu bir gerçektir. Gülbenkyan, Shell’e yeni iş angajmanları ve öncelikle de müktesep haklar getiriyor ve mali işlerini düzenliyordu.’ 1907 yılında Samuel biraderleri kendi yönetimi altında İstanbul’da bir büro açmaya ikna etti. Türk hükümetinin mali müşavirlik görevini de üstlenmişti, ayrıca Türkiye’nin Paris ve Londra sefaretlerinin mali müşavirliğini de yapıyordu. Bunlara ilaveten Türk Milli Bankası’nın da en büyük hissedarlarından biriydi. İşte bu kimliklerine dayanarak rakip İngiliz ve Alman yatırımlarını ve sonra da Royal Deutch Shell yatırımını Türkiye Petrol Şirketi’ne bağlamayı başarmıştır. 1912 yılından, yani şirketin kurulduğu günden başlayarak İngiltere hükümeti tüm çabasını bu şirketin Anglo–Pers Şirketi ile birleşmesine yoğunlaştırdı. En sonunda, İngiltere ve Almanya hükümetleri bir birleşme stratejisi üzerinde anlaşmaya vardılar. 19 Mart 1914 tarihli “Dışişleri Bakanlığı Anlaşması” uyarınca bu bileşik grupta İngiltere’nin çıkarları ön plana alınıyordu. Anglo-Pers’e yüzde 50, Deutsche Bank ve Shell’e yüzde 25’er hisse verilecekti. Anglo-Pers ve Shell’in yüzde 2.5’er hissesi Gülbenkyan’ın olacaktı. 28 Haziran 1914 tarihinde verilen diplomatik notayla Sadrazam, Mezopotamya imtiyazının yeni kurulmuş olan Türkiye Petrol Şirketi’ne verileceğini resmen vaat ediyordu. Londra’da yapılan görüşmelere, (Jöntürklerin birkaç kez maliye bakanlığını yapan, İzmir Suikasti nedeniyle asılan ve bir dönme olan Üstadı Azam) Cavit ile Gülbenkyan, Türkleri temsilen katılmışlardı. Görüşmeler devam ederken Cavit acilen İstanbul’a çağrıldı, görüşmelere Gülbenkyan devam etti ve anlaşma imzalandı. Bu arada Birinci Dünya Savaşı başlamıştı.” (Daniel YERGIN, Petrol, s.210 – 216) Gülbenkyan kendi şirketi ile pazarlık yapıyordu. Şirket savaş sırasında iş yapamadı. 1919’da, Türkiye ile barış anlaşmasını gözden geçirmek için San Remo’da toplanan konferans sırasında şirketin durumu da incelendi. Konferans, Türkiye’nin egemenliğindeki Arap ülkelerini Fransız ve İngiliz mandası altında paylaştırdı. Türkiye Petrol Şirketi’nde yüzde 25 hissesi olan Almanların tabii ki hiçbir söz hakları kalmamıştı. Bu yüzde 25 Fransızlara devredildi. Gülbenkyan yüzde 5’i korudu. Bu duruma A.B.D. razı olmadı. Uzun görüşmeler sonucunda Türkiye Petrol Şirketi’nin yüzde 20’si 1922 yılında Amerika’ya verildi. Neticede Amerika, İngiltere, Fransa ve Shell yüzde 23.75’er hisse aldılar. Yüzde 5 ise yine Gülbenkyan’a aitti. Shell devlet statüsündeydi. “Lord Curzon, petrol sözcüğünü ağzına almaksızın, Türklerle pazarlığa oturdu. Musul’un Irak topraklarına katılmasını istedi. Önceleri Türkler direndiler. Ancak Curzon, İngiltere’nin bu konuda savaşa girebileceğini söyleyince Türkler için kabulden başka yol kalmamıştı. Musul , İngiliz mandası olan Irak’ın topraklarına katıldı. Yeni Irak hükümeti, 1925 yılında istemeyerek de olsa bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma Türkiye Petrol Şirketi’ne, 2000 yılına kadar Irak petrolleri üzerinde hak tanıyordu. 1927 yılında petrol aramaları başladı ve 6 ay sonra dev petrol kaynakları bulundu. Petrolün ortaya çıkmasıyla gün gelir Türkler pay ister kaygısı ile şirketin adı Irak Petrol Şirketi olarak değiştirildi. Taraflar 1928 Temmuz’unda, İran ve Kuveyt hariç, başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu’da sadece şirketin arama yapması hususunda anlaştılar. Bu paylaşmaya “Kırmızı Hat Anlaşması” denildi.” (Anthony SAMPSON, Günümüzde Petrol Oyunu, s.88-91) Antony Sampson, Musul’un Irak’a bırakılmasında Lord Curzon’un tehdidinin etkili olduğunu belirtmesine rağmen gerçekler bundan daha da acıdır. Lozan Konferansı’nda, Musul sorunu çözülememiş, 9 ay içerisinde Türkiye ile İngiltere’nin konuyu aralarında çözüme kavuşturması, çözümlenemez ise konunun Birleşmiş Milletlere getirilmesi şeklinde karara bağlanmıştı. Bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak 19 Mayıs 1924’de İstanbul Konferansı toplanmış, görüşmeler yapılmış, sınırda da yer yer çatışmalar olmuştu. Anlaşma sağlanamayınca konu, 1924 Eylül’ünde BM’ye götürüldü. 1925 Eylül’ünde de Musul’un Irak’a bırakılması ile sonuçlandı. O tarihlerde BM demek İngiltere-Fransa-Amerika demekti ve bu ülkeler de kararlarını 1922 yılında Türkiye Petrol Şirketi’nin hisselerini paylaşmak suretiyle vermişlerdi. Türkiye’nin karara direneceği anlaşılınca Şeyh Sait isyanı patladı. Bu gaile atlatılınca İzmir Suikasti tezgahlandı. 1927 yılına kadar petrol varlığı sadece spekülasyon olan Osmanlı Ortadoğu’su için yapılan bu büyük mücadele sonucunda, tarihte ilk kez bir şirketin hissesinin paylaşımı ile bir imparatorluğun paylaşımı aynı anlama geliyor ve yine ilk kez bir şirketin hissesinin paylaşımı uluslararası anlaşmalarla gerçekleştiriliyordu. “Rothschildlar, 1911’de Rus Petrol Teşkilatı’nın tümünün bir bütün olarak satışı için Royal Dutch/Shell ile müzakereye giriştiler.... 1912 yılında anlaşma imzalandı. Royal Dutch/Shell karma teşkilatı Rothschildlar’a olan borçlarını hisse senedi ile ödediler ve böylece Rothschildlar, gerek Royal Dutch’da gerekse Shell’de en büyük hissedar oldular.” (Daniel Vergin, Petrol, s.146) Royal Dutch’un başında Deterding, Shell’in başında Marcus Samuel vardı. Yine şirketleri yönetmeye devam ettiler. Deterding’in patronu Rothschildlar aynı zamanda Gülbenkyan’ın da patronuydu. Gülbenkyan, Meksika ve Venezüella petrollerinin Shell kontrolüne geçmesini sağlayan kişiydi. 1907 yılında Samuel ve Deterding’i İstanbul’da ofis açmaya ikna etmesiyle başlayan Türkiye’deki çalışmaları da 7 yıl sonra tüm Ortadoğu petrol kaynaklarının patronlarına sunulması ile başarılı bir şekilde sonuçlanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu üzerinde derin menfaat ayrılıkları ve çatışmaları olan Almanya ile İngiltere’nin (daha sonra da İngiltere, Fransa ve Amerika’nın) sadece Gülbenkyan’ın gayretleri ile Türkiye Petrol Şirketi etrafında birleştiklerini kabul etmek safdillik olur. Bu birleşme bu ülkelere borç veren, çok daha büyük bir güç tarafından sağlanabilirdi ki, bu Rothschildlar’dan başkası değildi. Türkiye Petrol Şirketi’ndeki Shell hissesi ise anlaşmaya atılan Rothschild imzasıydı. 2001 yılında olanlar da bunlardan farklı değil. Uluslararası sermaye yine aynı numaralarla aynı sonucu almaya çalışıyor. Perdeler açıldı, oyuncular tek tek sahneye çıkıyor. Deutche Bank, Salomon Smith Barney, Citibank, Morgan Stanley 1914 yılı kostümleriyle arz – ı endam eylediler. Önce kızıl bayrağa sarılmış tabutun başında İvan’ın cenaze merasimi yapıldı. Ayini yöneten Finans Kapital klanından kukelatalı bir Lord, duvarda asılı dünya haritasında Ortadoğu bölgesindeki üç tarafı denizlerle çevrili bölgeye parmağını basarak, yanındaki hain bakışlı oyuncuya seslendi: - Nerede kalmıştık? Kaldıkları yerden başladılar. Soru şu: Çağdaş Gülbenkyanlar kim?
Görüntüleme sayısı: 63
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Kürşad ve Kırk Çeri | |
| Diğer Yazıları |
| Malazgirt Savaşı Üzerine | |
Malazgirt Savaşının sonucu hakkında yazılan bilgi not... |
|
| Diğer Yazıları |