|
Enderun Mektebi Osmanlı Devleti'nin kudretini muhafaza etmek için nitelikli
insan yetiştirmek amacıyla kurulmuş bir eğitim müessesesidir. Odalar halinde ve
çeşitli kademelerde eğitim ve öğretim verilen, öğrencileri de acemi oğlanlar
arasından seçilen bu okul Osmanlı eğitim sisteminde elitler eğitimini meydana
getirmektedir.
Osmanlı
Eğitim Sisteminde Enderun Mektebi
Prf.Dr. Ülker Akkutay
Enderun Mektebi'nin kurulduğu güne kadar ona benzer başka bir kuruluş
bulunmamaktadır, Selçuklularda ve Avrupa'da hanedan mensuplarının özel itinaya
dayalı Öğrenim gördükleri mevcut ise de, Enderun Mektebi'nin eğitim sistemi
bunlardan tamamen farklıdır.
Enderun Mektebi kurulana kadar Osmanlılarda ve diğer İslâm Devletlerinde eğttim
kitle eğitimi şeklindedir. Cami ve medreselerde ağırlığı Din Bilgisi eğitimine
dayalı olacak şekilde bir eğitim yapılmıştır.1 Enderun Mektebi'nin kuruluşundan
sonra da kitle eğitimi halka açık olarak faaliyetine devam etmiştir.
Enderun Mektebi'nin kuruluş tarihi hakkında çeşitli görüşler ileri
sürülmektedir. Bunlar başlıca iki ana noktada toplanabilir.
Birincilere
göre, Enderun Mektebi 2.Murad,diğerlerine göre ise Fatih Sultan Mehmed'
tarafından kurulmuştur. Arşiv çalışmalarında Muallim Cevdet Yazmalarından
"Enderun Tarihi"nde mektebin 2. Murad tarafından kurulduğu açıklık
kazanmaktadır.
2. Murad zamanında kurulan Enderun Mektebi gerçek şahsiyetine Fatih Sultan
Mehmed zamanında kavuşmuştur. Fatih Sultan Mehmed zamanında Enderun Mektebi
yalnız bir devşirme mektebi olma hüviyetinden çıkarak, devletin korunması için
gerekli mülkî ve idarî kadro eğitimine de yönelmiştir.
Rycaut'a göre, Devşirme Kanunu ile Hristiyan çocuklarının en çok alındığı
yerler Üsküp, iştip, Köstendil, Pirizren, Gorici, Samokov, Prepol, Taşlıca,
Yanya, Pirlepe, iskenderiye, Ohri, ipek, Dukakin, Kırçova, Foça, Novesin,
Manastır, Mos-tar, imoçka, izvornik, Böğürdelen, Göli, Kesniye, Horpişte,
Bihlişte, Niğbolu, Selanik, Vize, Azak, Ozi ve Akçakale'dir.
Karaman'dan Erzurum'a kadar olan kısımda oğlan devşirmek yasaktır. Aynı şekilde
Kanunî Sultan Süleyman Rus, Acem, Çingene, Türk, Harputlu, Diyarbakırlı ve
Malatyalı oğlanların devşirilmesini yasaklamıştır.6
Devşirme eğitimi milliyetlerin değişimini esas alan bir kültürleştirme ve
belirli prensiplere göre devlet adamı yetiştirme yani disiplinleştirme anlamına
gelmektedir.
Acemi Oğlanlar, Hristiyan ailelerden toplanan ve Yeniçeri Ocağı için
yetiştirilen çocuklara verilen addır. Acemi Oğlanlar Anadolu'da Türk
ailelerinin yanına gönderilmiş devşirme çocuklardan veya doğrudan doğruya Acemi
Ocağı'na sevk edilen çocuklardan meydana gelmektedir.
Acemi Ocağı'na yeni elemanlar gerektiğinde durum Divan'dan bir hükümle Yeniçeri
Ağası'na bildirilmiştir. Bunun üzerine Anadolu ve Rumelideki Acemilerin en
eskilerinden gerektiği kadar Acemi Oğlan'ı alınarak istanbul'a sevkedilmiştir.
Bunlar Eşkâl Defteri'ne bakıp incelendikten ve herhangi bir hilenin karışıp
karışmadığı anlaşıldıktan sonra Acemi Ocağı'nın ana kütüğüne kaydedilmişlerdir.
içlerinden kuvvetli olanlar ihtiyaca göre "Bostancı Ocağı"na
ayrılmışlardır. Acemi Ocağı'na alınacakların kayıtlarıyla "Ağa
Kethüdası',' Bostancı Ocağına verilecek olanlarınkiyle de "Bostancı
Başı" ilgilenmiştir.
Eğitim-öğretim işlerini kapsayan maarif politikasının amacı Devşirme suretiyle
toplanan Hristiyan çocuklarını tamamıyla Türkleştirmek ve Müslümanlaştırmaktır.
Bunu sağlayabilmek için hem ana vatanın, hem de Devletin resmi dili olan
Osmanlıcayı yani o zaman kullanılan Türkçemizi öğretmek esas alınarak Türkçe
derslerinin saatleri çoğaltılmıştır. Türkçe yazı çeşitlerini, güzel yazıyı,
millî musikimizin usûl ve kaidelerini öğretmek de Türkleştirme siyasetini
sağlayan ve millî kültürü kuvvetlendiren tedbirlerdendir.
Fatih'in istanbul'u fethiyle Osmanlı Devleti çok gelişmiş, teşkilâtı da oldukça
genişlemişti. "Dil, din, ırk, an'ane bakımından farklı olan ülkeleri Türk
Devletinin otoritesi altında tutabilmek için Devletin çeşitli görevlerini
yerine getirebilecek bilgili ve kabiliyetli idarecilere ihtiyaç vardır. Ayrıca
Saray halkının bütün işlerini idare edebilecek elemanlar da gerekmektedir. Bu
büyük ihtiyaç karşısında Hazırlık Sarayları kurulmaya başlanmıştır. Bu Saray
Mektepleri, Osmanlı Devletinin bütün sivil memurlarını, devlet ileri
gelenlerini ve askerî görevlilerini. Yeniçeri Ağasını, Sadr-ı âzamini, Defterdarını,
Kubbe Vezirini, Divan Şairlerini, Tarihçilerini, Hattatlarını, Beylerbeylerini
ve Valilerini yetiştirmiştir. Hazırlık Saraylarının önemli bir özelliği de
gençlerin daha mektepte iken iş ve memuriyet hayatına katılmasıdır. Öğrenciler
böylece hem bir takım dersler görmekte, hem kabiliyetlerine göre çeşitli
sanatlar öğrenmekte, hem de mektebin genel işlerine katılmaktadırlar.
Dolayısıyla bilgi, iş ve memuriyet stajı hep bir arada yürütülmektedir.
Bu Saray Mektepleri, tarihî silsileye göre, aşağıdaki şekilde sıralanabilirler:
Edirne Sarayı, Galata Sarayı, ibrahim Paşa Sarayı, İskender Çelebi Sarayı.
Bu sarayların her biri, birer mektep niteliğindedir. Hepsinin de amacı,
Enderun Mektebi'ne nitelikli öğrenci yetiştirmektir.
Saray düzeni içinde ve devletin dış hizmetlerinde ilerleyip yükselebilmek büyük
ölçüde kabiliyetlere dayalıdır. Bu sebeple öğretimin başından sonuna kadar
ilgiye, kabiliyetlere ve bireysel farklılıklara öncelik tanınmıştır. Hazırlık
okullarındaki öğrenciler hünerleri, dil ve edebiyat, çeşitli el sanatları,
hattatlık v.s. gibi alanlardan birinde gelişip yetişme imkânı bulmuşlardır.
Daha ileri düzeyde eğitim göremeyecekleri anlaşılanlar, bu aşamanın sonunda
Yeniçeri Sipahi Ocakları ile ordunun çeşitli hizmetlerine aktarılmışlar veya
sarayın ihtiyacını karşılamak için kurulmuş çeşitli atölye ve imalâthanelerde
çalışma imkânı bulmuşlardır. Üst öğretim aşamasında da öğrenci, kabiliyetlerine
uygun çeşitli öğrenim kademelerinden birinde yetişmiştir. Türkçe okuma yazma,
Arapça Kur'an ve Din dersleri bütün öğrencilerin ortak olarak izlemek zorunda
olduğu derslerdir. Bunun dışında ortak öğrenim alanları beden eğitimi, savaş
hünerleri gibi konulardır. Arapça Dil ve Grameri, Farsça ve Fars Edebiyatı,
Fıkıh, Tefsir, Türk Edebiyatı v.s. gibi konular üst öğrenim aşamasında özel
kabiliyetlere dayanan konulardır.
Ayrıca öğrencinin Seferli Kiler ve Hazine Odalarına bağlı meslekî öğrenimin
hangi dalında derinleşip gelişeceği de geniş ölçüde bireysel yeteneklere bağlı
özelliklerdir.
Hazırlık mekteplerinden Enderun Mektebi'ne veya Sipahi Bölüklerine geçebilmek
için birtakım kurallara mutlaka uyulmuştur. Bunların başında "Çıkma
Kanunu" gelmektedir. Bu kanunun uygulanması mektepten bir çeşit mezun olma
şeklindedir, 2. Bayezid'in çıkardığı ve 1432 tarihinden itibaren geçerli olan
bu kanun, Kanunî Sultan Süleyman zamanında kesin şeklini almıştır. Bir de
Padişah tahta çıkınca çıkmalar olmuştur. Çalışmaları ve kabiliyetleri iyi
olanlar yedi, sekiz yılda öğrenimlerini tamamlamışlardır. Yetişememiş olanlar
ise on dört yıl kadar öğretimlerine devam etmişlerdir.
Çıkma Kanununun uygulanmasında iki yol vardır.
Birincisi, Hazırlık Sarayından iyi yetişenler, terbiye ve ahlâkları iyi olanlar
Saraya alınarak daha yüksek
öğretim veren Enderun sınıflarına kabul edilmişlerdir. Orada eğitim ve
öğretimlerinde büyük başarı gösterenler sarayın çeşitli memuriyetlerine
geçmişlerdir. Sırasıyla terfi ederek en büyük makamlara kadar yükselmişlerdir,
içlerinde Beylerbeyi, Serhad Kumandanı, Vali ve Elçi olanlar olduğu gibi Vezir olanlar,
hatta Seraskerliğe ve Sadrazamlığa kadar yükselenler de vardır.
Diğer bir çıkma şeklinde ise Hazırlık Sarayı Mektebinin derslerine gerektiği
kadar çalışmamış ve kabiliyeti az gelişmiş olanlar Saraya alınmamıştır. Sipahi
Bölüklerine sevk edilen bu gençler asker ocaklarının okumuş, yazmış zümresini
meydana getirmişlerdir. Çıkmalar belirli zamanlarda olmuştur. Saraya alınacak
ve orduya katılacak öğrenciler için hem Saraydaki Enderun sınıflarında hem de
Ordunun Sipahi Bölüklerinde açık yerler bulunması gerekmektedir. Bu sebeple
çıkmalar her sene olmamıştır. Boşluklar olmayınca öğrencilerin Hazırlık
Saraylarından çıkmaları da mümkün değildir. Sarayda aşağıdan yukarıya doğru
adaletli bir terfi sistemi uygulanmıştır. Yer değiştirmeler bir silsile ve sıra
gözetilerek yapılmıştır. Kadroları sabit olan Enderun Koğuşlarında boşalan
yerlere de Hazırlık Sarayları Mekteplerinde iyi yetişmiş olanlar kabul
edilmiştir.
Geniş ülkelere yayılmış olan Osmanlı Devleti'nin çeşitli Devlet görevleri ve
halk hizmetleri için Çıkma Kanunu'nu en iyi uygulayan Kanunî Sultan Süleyman
olmuştur. Fakat zamanla diğer sistemlerde olduğu gibi Çıkma Kanunu'nda da
yanlış uygulamalar olmuştur.
Enderûn-i Hümâyûn hiyerarşik bir biçimde düzenlenmiş başlıca altı Oda (veya
Koğuş)'dan meydana gelmiştir. Tam anlamıyla bir ihtisas okulu niteliğindedir.
Bu eğitim kademeleri şunlardır:
Büyük ve Küçük Oda, Doğancı Koğuşu, Seferli Koğuşu, Kiler Koğuşu, Hazine Odası,
Has Oda.
Büyük ve Küçük Oda arasındaki fark büyüklük farkı olup birer meslek okuludurlar.
Büyük ve Küçük odada bulunan iç oğlanları Sarayın en alt kademesinde bulunup
kabiliyet gösterebilirlerse diğer dört Odada en yüksek yerlere kadar
çıkabilmişlerdir.14 Giydikleri kıyafetlerden dolayı kendilerine
"Dolamak" da denilmiştir.
Enderun Mektebi'nin hazırlık sınıfları konumunda olan bu odalarda Türkçe,
Arapça ve Farsçayı öğrendikten sonra spor hareketlerinden olan güreş, atlama,
koşu, meç, ok çekme, tomak talimleri de yaptırılmıştır. Yaşça on dört ve daha
fazla olanlar yaşlan itibariyle spor öğretiminde daha başarılıdırlar. Bu iki
Odadan terfi edip bir derece yükselen kıdemli bir İç Oğlanı Seferli Koğuşuna
geçirilmiştir. Bunlardan Seferli Koğuşuna geçirilemeyenler, yani kaftanlı
olamayanlar ise çıkmalarda maaş derecelerine göre Süvari Ocağının Sipahi veya
Silahdar bölüklerine çıkarılmışlardır.
Doğancı Koğuşu'na Hâne-i Bâzyân da denilir. Avcı Sultan Mehmed tarafından
kaldırıldıktan sonra bunlardan bahsedilmemektedir. Fakat daha önceden de bir
Doğancı Başının emrinde böyle bir Enderun halkı bulunmaktadır.
Bütün Türk boylarında olduğu gibi Osmanlı Türkleri de av teşkilâtına büyük önem
vermişler; Şahin, Doğan gibi hayvanların eğitimiyle meşgul olmuşlardır. Doğancı
Başının Saraydan çıkma yolu diğer Arz Ağaları gibi Mirahurluk, Çakırcı Başılık
ve Şahinci Şaşılıkla olmuştur.
Seferli Koğuşu derece itibarıyla Enderun'un Büyük ve Küçük Odalarıyla Doğancı
Koğuşundan yüksektir. Bu koğuşa savaşçı manasında Seferli denilmiştir. Daha
sonraları ise bir sanat mektebi haline getirilmiştir. Musikişinaslar,
Hanendeler, Kemankeşler, Pehlivanlar, Berberler, Hamamcılar, Tellâklar
yetiştirilmiştir. Soytarılar olarak bilinen Dilsiz ve Cüceler de bu Koğuşta
bulunmaktadır. Seferli Koğuşunda âlim, şair, musikide başarılı çok sayıda kimse
yetişmiştir.
Kiler koğuşunda bulunan gılmânlar teorik bilginin yanı sıra özellikle çeşitli
yiyecek ve içeceklerin hazırlanmasında ve servisinde eğitilmişlerdir.
Sarayın ekonomik işleriyle hazinenin korunmasında ise Hazine Koğuşu önemli rol
oynamaktadır.
Enderun Mektebi odalarının en yüksek kademesi olan Has Oda aynı zamanda da
eğitim ve öğretimin en yüksek kısmını oluşturmaktadır. Bu Odadaki eğitimin ana
hedefi, elemanları idarecilik yönünde yetiştirmekle sınırlanmıştır.
Has Oda üzerine aldığı bu eğitimi, teorinin yanı sıra uygulamaya dayalı olarak
yapmaya çalışmıştır.
Has Odadakiler Enderun Mektebi'nin elit kısmı idiler. Defalarca seçimden
geçmişler ve genç olmalarına rağmen sistemde büyük bir yere sahip olmuşlardır.
Öğrenciler kabiliyetlerine uygun olarak bu öğrenim kademelerinden birinde yetişmektedirler.
Türkçe, okuma, yazma, Arapça, Kur 'ân ve Din dersleri bütün öğrencilerin ortak
olarak izlemek zorunda olduğu derslerdir. Bunun dışında ortak öğrenim alanları
beden eğitimi, savaş hünerleri gibi konulardır. Arapça Dil ve Grameri, Farsça
ve Fars Edebiyatı, Fıkıh, Tefsir, Türk Edebiyatı vs. gibi konular üst öğrenim
aşamasında yer alan konulardır. Ayrıca öğrencinin Seferli, Kiler ve Hazine
Odalarına bağlı meslekîi öğrenimin hangi dalında derinleşip gelişeceği de geniş
ölçüde bireysel kabiliyetlere bağlı özelliklerdir.
Saray eğitim sistemiyle yetiştirilmek istenilen idarî memur, mücadeleci devlet
adamı ve sadık bir Müslüman tipindedir. Bunlar aynı zamanda ilim adamı ve iyi
bir hatip, kibar ve iyi ahlâklı olmak zorundadırlar. Bu amaçla Enderun Mektebf'
öğrencisi Saraya kabul edildiği günden ayrıldığı güne kadar Müslümanlık ile
Türk
örf ve adetlerini mükemmel şekilde öğrenme durumundadır.
Saray işlerinde kullanılacak gençler sırasıyla "Gılâman" "içAğası"
"iç Oğlanı" ve en sonunda da "Enderun Ağası" ismini
almaktadır. Bunlar kıdem ve ehliyetlerine göre Sarayın büyük görevlerine
yükselebilmişlerdir. Enderûn-i Hümâyûndaki bütün iç ve dış tayinler Padişah
tarafından yapılmıştır.21
Odaların her biri birinci derecede bir "Oda Başı"na, ikinci decede de
bir "Kethüda" ya bağlıdır. Her Oda bir kütübhane memuru, katip,
hazineci, imam ve üç müezzine sahiptir. Okulun hacmine ve rütbe sayısına göre
sayısı değişen öğrenci danışmanı vardır. Ayrıca on iki terfi sınavı vardır. Her
Odanın oğlanları on gruba bölünmüşlerdir. Her grubun başında bugün Pedagog
dediğimiz bir Lala bulunmaktadır.
Enderun Mektebi'ndeki eğitme işinde, özellikle Ak Ağaların önemli bir yeri
vardır. Sarayda Ak Ağaların da büyük bir siyasî nüfuzu bulunmaktadır.
Enderûn-i Hümâyûnda disiplini sağlayabilmek için bir takım terbiye ve saygı
kurallarına uymak gerekmektedir. Ak Ağalar her yaştaki gençlerin disiplinini
sağlama konusunda çok başarılı olmuşlardır.
Osmanlı Devleti idareciliğin önemini kavramış ve ona gereken değeri vermiştir.
Gençleri kabiliyetlerine göre sınıflandırmış ve onlara idarede şans tanımıştır.
Saray Mekteplerinden yetişenlerin büyük bir kısmı Devletin en büyük makamlarına
kadar yükselmişlerdir. Şairler, edipler, tarihçiler, musikî ve güzel yazı
meraklıları ve ustaları olan sanatkârların çoğu Saray Mektepleriyle bunların
devamı olan Enderûndan yetişmişlerdir.
Kıdemli ve başarılı öğrencilerden yaşça büyük olanlar Lala olarak seçilmiştir.
Bunlar arasından olağanüstü başarı gösteren Lalalar öğrenci kümelerine
"müzakereci veya kalfa" olarak atanmıştır. Kümeler genellikle eşit
yaşta olanlardan çok, çeşitli yaşlardaki öğrencilerden meydana gelmiştir. Yaşça
büyük ve öğrenimde ileri durumda olanların küçüklere yardımcı olması istenmiştir.
Enderun Mektebi'ndeki kültürleştirme faaliyetlerinde Fatih Sultan Mehmed'in
şahsî dehasının büyük rolü vardır. Fethedilen ülkelerdeki Hristiyanların ancak
bir kültürleştirme ile asimile edilebileceğini sezen Fatih Sultan Mehmed
kültürleştirmenin de ancak kendi milletinin dünya görüşünün fethedilen
ülkelerdeki Hristiyan çocuklarına aşılanması ile mümkün olacağını düşünmüştür.
Osmanlı Devleti'nde kültürleştirme sisteminde İslâmlaştırma siyâsetinin de
önemle üzerinde durulmuştur.
Fatih Sultan Mehmed, Dâire-i Hümâyunu genişletmiş ve buranın halkının sayısını
çoğaltmıştır. Bu sırada Sarây-ı Hümâyûn halkı için bu daireyi genel bir mektep
haline getirmiştir. Enderûn-ı Hümâyûn denilen bu mektebe meşhur ilim
adamlarından öğretmenler getirtilmiştir. Birçok ilim ve fennin öğretilmesi için
Fâtih Sultan Mehmed bütün ilim adamlarını Sarayında toplamıştır. Onun zamanında
bir taraftan ordu ıslah edilmiş, diğer taraftan da askerî, malî, ve sivil idare
için çok değerli idareciler yetiştirilmiştir.
Fatih Sultan Mehmed ile başlayan Enderun Mektebi'nin gelişmesi 2. Bayezıd,
Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman zamanında da devam etmiştir. Bu
hükümdarlar tarafından Enderun Mektebi'ne kazandırılan bina ve eserler Sultan
4. Murad, Sultan 3. Ahmed ve Sultan 3. Mustafa tarafından bakım ve onarım
görmüştür.
2. Bayezid, Sarayda Müezzin Başılık, Tüfekçi Başılık, Üzengi Ağalığı gibi
memuriyetler kurmuş ve bunların her birinin görevlerini de bir talimatnameyle
bağlamıştır. Yavuz Sultan Selim ise teşrifat merasimini bozmamış, hatta Hırka-i
Saadet ziyaretini mevcut merasime ilâve etmiştir. Bu tarihlerden itibaren saray
içinde hiçbir kimse Bâb-üs-saâde Ağaları ve daha sonra da Dâr-üs-saâde
Ağalarının üstün mevkiine geçememişlerdir. Hiç kimse Kilerci Başının sağından
veya önünden yürüyememiştir. Saray halkı belirlenen zamanda yemek yemiş, yatıp
kalkmıştır. Kanunî Sultan Süleyman zamanında da Sarayın korunması, resmî
günlerde, alaylarda, çok parlak şekilde yapılmıştır. Enderun denilen iç sarayın
hizmeti için Bekçi, Bostancı, Haseki, Baltacı, Kapıcı, Saray Ağası, Peyk,
Solak, Mehter, Seyis, Şahinci, Çakırcı, Tirendaz olarak Topkapı Sarayı'nda her
zaman birkaç bin kişi bulunmuştur.
Yetenekler her yerde tespit edilip terfi imkânı sağlanmıştır. Bu aynı zamanda
daha yüksek öğrenim için seçilme şansıdır. Sarayda uzun süre kalan İç Oğlanları
görevlerini tam olarak yaparlarsa kendilerine toprak verilerek, burada işletme
yapmalarına müsaade edilmiştir.
Menavino'ya göre iç Oğlanlar sisteminin çağdaş bir gözlemi, bu sistemin birinci
derecede bir eğitim sistemi olduğunu gösterir. Saray gençlerin duyurulduğu,
bakıldığı yer değil, eğitildiği yerdir. Çalışmalar ve öğrenim büyük devlet
yönetimi için düzenlenmiştir.
N. M. Penzer'e göre, iç Oğlanı yetiştiren kuruluşlarda bir Ocak ruhu vardır.
Burada yetişenler arasındaki bağlılık çok kuvvetlidir. Saray Mektebinin terbiye
şekli zor ve uzundur. Bununla beraber öğrencileriyle yalnızca mektepte değil,
bütün hayatları boyunca ilgilenmişlerdir. Saray Mektebinden hem sivil hem de
askerî elemanlar yetişmiştir. M. M. Penzer son derece titiz bir program
çerçevesinde hareket eden bu kuruluşun eğitim tarihinde tek örnek olduğunu
belirtmektedir.
İtina ile seçilen ve iyi bir öğretim gören iç Oğlanları, savaş ve binicilik
hünerlerini de büyük ölçüde öğrenmişlerdir. Ok atmak, mızrak kullanmak, kılıç
sallamak, cirit ve tomak oynamak, ata binmek gibi sporlar yaptırılmıştır.
Meselâ Kanunî Sultan Süleyman kendi zamanında süvarilerinin gelişmesine önem
vermiştir, iç Oğlanları ait oldukları koğuşlara göre hizmet ve sanat da öğrenmişlerdir.
Saray işlerinde kullanılacak gençler sırasıyla "Gılâman"
"içAğası" "iç Oğlanı" ve en sonunda da "Enderun
Ağası" ismini almışlardır. Bunlar kıdem ve ehliyetlerine göre Sarayın
büyük görevlerine yükselmişlerdir. Enderûn-ı Hümâyûndaki bütün iç ve dış tayinler
Padişah tarafından yapılmıştır.
Türklere göre mevki sahibi ve başarılı olmak iyi hizmet göstermek ve
kabiliyetli olmak, şerefli bir şeydir. Tembel, işe yaramaz ve vasıfsız bir adam
toplumun dibinde kalmaya mahkumdur.
Lybyer'e göre, bu durum Türklerin görevlerinde başarılı olmasının, sınırlarını
genişletmesinin ve diğerleri üzerinde hâkimiyet kurmasının sebebidir.
Odaların her biri birinci derecede bir "Oda Başı"na ikinci derecede
bir "Kethüdaya bağlıdır. Odaların hacmine ve rütbe sayısına göre sayısı
değişen öğrenci danışmanı vardır. Her Odanın oğlanları on gruba bölünmüşlerdir.
Her grubun başında bugün pedagog dediğimiz bir lala bulunmaktadır. Öğrencileri
gayretli çalışmaya yöneltmek için en iyi yol onları üzerinde çalışmak
istedikleri alanda konu seçebilme özgürlüğüne sahip kılabilmektir. İç
Oğlanlarının eğilimli ve kabiliyetli oldukları alanlar ciddiyetle incelenerek
konular üzerinde derinlemesine ve hakkıyla çalışmaları istenmiştir. Osmanlı
Devlet Sistemi, hayatın her alanında belirli kuralları esas alan sıkı bir
disiplin üzerine kurulmuştur. Bu disiplin özellikle eğitim ve öğretim
kurumlarında tavizsiz olarak uygulanmıştır. Buna bağlı olarak ceza ve
mükâfatların sınırları, çok açık bir biçimde tayin edilmiştir. Öğrencilerin
yanı sıra yöneticiler ve öğretim üyeleri üzerinde de denetim söz konusudur.
Mevkiler arttıkça cezalar da artmıştır.
ilim ve sanat alanında üstün olan kimselerle öğretimde uyum sağlayamayanlar ve
gördükleri eğitime karşı kötü davranış sergileyenler Saray-ı Hümâyun adabına aykırı
davranmış olurlar. Bu nedenle de çeşitli konularda yasaklar koyma, tehdit,
dayak, azarlama ve gerekli görüldüğü için mektepten uzaklaştırma gibi cezalar
söz konusudur. Cezalandırma konusunda aşırılığa gidilmese de kusur ve
eksiklikler karşısında da hoşgörü gösterilmemiştir.
Enderun Mektebi'nde ilk mükâfatlar sınıftan sınıfa terfi şeklinde olmuştur.
Göze girmeleri hâlinde Has Odaya kadar yükselebilme şansları bulunmaktadır. Bu
Odada terfi on iki veya daha fazla kademeli memuriyet şeklinde düzenli olarak
yapılmıştır, iç Oğlanlarının tamamı, dikkatli bir şekilde izlenmiş,
değerlendirilmiş ve güven verdikleri ölçüde kendilerine sorumluluk verilmiştir.
Has Odadaki başkanların alt kademelerdekileri azarlama hakları vardır. Şayet
suç cezalandırmayı gerektirecek kadar ağır bir suç ise bunun uygulanmasına
padişah karar vermiştir. En önemsiz bir karşı koymada suçlunun sarığının
alınması, daha sonra elbisesinin yakasının yırtılması, bahçe kapısından
kovulması gibi utandırıcı seviyeye düşürülecek cezalar söz konusu olmuştur, iyi
davranışlar görüldüğünde ise ilk saray ve devlet görevlerine terfi ettirilmesi
söz konusudur. Sultan Selim zamanının meşhur Kaptan-ı Deryası Hüseyin Paşa, bu
Odadan çıkmış bir iç Oğlanıdır.
Okul başarılarının mükâfatlandırılmasına da özel önem verilmiştir. Arapça,
Kur'an tilâveti, Hüsn ü Hatt, Musikî gibi konularda gösterilen seçkinlik ve
başarılar; binicilik, silah kullanma, cirit ve diğer yarışmalarda gösterilen
üstünlükler bizzat hükümdarca hem söz ve hem de nesnel değerlerle ödüllendirilmiştir.
Çeşitli değerlerde para ödülleri, elbiseler, silah, binek hayvanı, onura
verilen şölenler bunlar arasındadır. Maaş arttırma, daha önemli ve yetkili
görevlere getirilme bu mükâfatlar arasındadır.
Onyedinci yüzyılda Kapıkulunun diğer Ocakları ile birlikte Devşirme Sistemi de
bozulmuştur. Devşirme Kanunu'nun gereklerine uyma önemini kaybedince sistemde
bozulmalar başlamıştır.
Osmanlı Devleti 'nde, XVI. ve XVIII. yüzyıllardan önce askerî daha sonra da
siyasî alanda baş gösteren çözülme olgusu, etkisini Enderun Mektebi'nde de
göstermiştir. Çünkü, artık savunma için silahla mücadele yanında diplomatik
görüşmeler önem kazanmaya başlamıştır. Bu durum Osmanlı Devleti'nin askerî ve
siyasî mektebi olan Enderun Mektebi üzerinde öğretim programından çok, idare
etme tarzı bakımından önemli değişiklikler getirmiştir.
Enderun Mektebi'ndeki ilk esaslı değişiklik 2. Mahmud (1808-1839) zamanında
olmuştur. 2. Mahmud Yeniçeriliğin kaldırılmasıyla başlayan düzenleme
hareketlerinin yanı sıra Enderûnda da birçok değişiklikler yapmıştır.
Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemi Enderun Mektebi'nin zayıflamaya başladığı
dönemdir. 2. Abdülhamid zamanında (1876 -1909) ise Enderun tamamen ihmal
edilerek önemini kaybetmiştir. Meşrutiyetle birlikte Enderun'un hiç önemi
kalmamıştır.
1 Temmuz 1909 tarihinde bir kararname, bir de talimatname yayınlanarak Enderun
Mektebi lağvedilmiştir. Aynı zamanda Has Oda, Hazine Odası ve Seferli Koğuşları
adları ve vazifeleriyle birlikte kaldırılmıştır. Buralarda çalışanların,
öğretmenlerden Akaid ve Kur'ân-ı Kerim öğrenmeleri için cumadan başka her gün
bir veya iki ders almaları, Kur'ân-ı Kerim'i ezberlemeleri, talimatnameyle
ayrıca açıklanmıştır. Yine Enderûn-i Hümâyûnda çalışanların vazifelerine zarar
gelmemek üzere istedikleri mekteplere devamlarına izin verilmiştir.39
1923 tarihinden sonra da Topkapı Sarayı müze ve kütüphane haline getirilmiştir.
(Osmanlı Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yayınları, Cilt. 5)
Ülker AKKUTAY
Görüntüleme sayısı: 238
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |